Yediğinin Tadını Almayan Zayıflayamaz (zayıflasa da koruyamaz)

Beni uzun zamandır takip edenler sık sık kilo ile ilgili yazdığımı, kendimin de bu konuda mücadele etmekte olduğunu bilir. Herkesin en az bir zaafı vardır. Benimkilerden biri de yeme düzeni ile ilgili. Bu yazıda yazacaklarım fizyolojik olarak hiç bir sorunu olmamasına rağmen kilo veremeyenlerle ilgili.

Yıllar içinde çok kereler kilo alıp verdim. Bir çok danışanımla bu konu üzerinde çalıştım. Ve bu sene nihayet hem kendi tecrübelerime hem de danışanlarımın öykülerine dayanarak dengeli beslenerek kilo koruyabilmenin psikoloji açısından formülünü çıkardım. Beslenme ile ilgili eğitimim olmadığı için işin bu kısmını konunun uzmanı olan, en sevdiğim meslek grubu diyetisyenlere bırakıyorum. İyi bir diyetisyenin yaşam kalitesi üzerine etkisi tartışılmaz. Onlara buradan ayrıca teşekkür etmek isterim.

Ve, altını çizmek isterim; sadece “kilo konrolü” değil konumuz. Çünkü kilosu gayet sabit kalan ama iştahsız olduğu için, yemek yemenin zevkini alamadığı için, yani depresyonu sebebiyle kilosu sabit kalan danışanlarım da oldu.

Amacımız da bir bütün olarak sağlıklı kalabilmek. Ve formülüm de şu; kilo sadece bir sonuç.

Açayım; bir çok danışanım kilo verdikten sonra kendini iyi hissetmeye başlayacağını iddia eder. Oysa tam tersidir. Duygusal ihtiyaçlarının ne olduğunu bilip kendinde bu ihtiyaçları giderme hakkı görmeye başladığın zaman sağlıklı beslenme de beraberinde gelir.

Beyin ne yapar eder, bir şekilde giderilemeyen ihtiyaçları temin eder. Güvende hissetmek, anlaşılmak, ait olmak, korunup kollanmak, bakım almak, bakım vermek, üretmek, kendin olabilmek-yani kendini ifade etme özgürlüğü, bedensel olarak hareket etmek, bağımsızlık, ve en önemlilerinden bir tanesi; spontanlık ve eğlence.

Bir çok danışanım spontanlık ve eğlenceyi bir ihtiyaç değil bir lüks olarak görür. Bazıları da sadece yapması gerekenleri yaptıktan sonra hak ettiği bir ödül olarak. Hele ki cezalandırıcı yanı güçlü ise, kendisini acımasızca eleştiren bir yönü varsa; eğlence, kendini bırakma, hayatın tadını çıkarma, spontan bir şekilde o an içinden geldiği gibi davranma, kendisine iyi gelen insanlarla vakit geçirme gibi ihtiyaçları yok sayar. Bir süre sonra da bu ihtiyaçlar karşılandığında hissedilecek duyguları beyin başka bir şekilde giderme yolunu arar. En kestirme yol da genellikle karbonhidrata yönelmektir.

Kendini cezalandırıp, yargılayıp, eğlenceye hak görmemenin yanı sıra, dengeli beslenmenin önünde engel olan İkinci bir sebep de başkaları odaklı yaşamak. Kendini ve ihtiyaçlarını bırak ifade etmeyi, ne olduğunu bile bilmemek. Ama kendi ihtiyaçlarına bu derece uzakken başkalarının ihtiyaçlarını hem bilip hem de önceden tahmin edip gidermek. Birileri ona “sen ne istersin?” diye sorduğunda “fark etmez”, “ben size uyarım” gibi cevaplar vermek. Oysa neden fark etmesin ki? Neden bir tercihin olmasın? Her zaman sadece kendi istediği olsun isteyen insanlardan, yani bencil olmaktan korkup bu sefer de kendini unutmak… Kendini unutunca da kronik depresyon, ve depresyonun beraberinde kilo.

Diyetisyenlere bir kez daha seslenmek istiyorum buradan. Eğer danışanınızın bu tür duygusal ihtiyaçlarını önemsemediğini gözlemliyorsanız lütfen psikolojik destek alması için onu cesaretlendirin. Yoksa birlikte emek emek verdiğiniz o kilolar er ya da geç aynı şekilde, hatta belki daha fazlası ile geri dönecektir. Çünkü kendini sıkıp zorlayarak, istemeden, sürekli iradene hakim olarak elde ettiğin kazanımların bedeli ağır olur. Kendiliğinden, içinden gelerek, kolayca akarak, eğlence ve oyunla elde edilenler kalıcı oluyor.

Bağlayacağım yer şu; ihtiyaçlarının ne olduğunu bilmek ve bu ihtiyaçları gidermek için kendine zaman ayırmak, kendi ihtiyaçların başkalarınınki ile çakıştığında ise uzlaşma yoluna gidebilmek, ne kendini feda etmek ne de başkalarına olan bedelini umursamadan hep kendi istediğin olsun istemek. Kendine olan saygı dediğimiz şey de bu zaten. Biliyorum, söylemesi yapmasından daha kolay. Ama bu bir yolculuk. Önemli olan yola bir kere çıkmak. Çıktıktan sonra bazen tümsekler olacak, bazen geri dönüşler olacak, bazen de asfalt yolda hızla ilerlenilecek.

Yeter ki yola çıkın.