Çatışma Sanatı

Başlık oksimoron değil mi? Çok sevdiğim bir kelimedir “oksimoron”. Ne olduğunu anlayana kadar canım çıkmıştı ilk duyduğumda. Birbirine zıt anlam içeren, bu yüzden bir araya geldiğinde anlamsız ve absürd bir tamlama olan iki kelime. Coşkulu üzüntü mesela…

Çatışma sanatı da insanda benzer bir duyguyu tetikliyor. Çatışma gibi negatif duyguları barındıran bir kelime sanat gibi şifalı bir etkinlikle nasıl bir arada düşünülebilir ki?

Kelimeleri değiştirebiliriz. Uzlaşma sanatı diyebiliriz. Sağlıklı Çatışma Sanatı diyebiliriz. Az sonra anlatacaklarımı daha iyi temsil eder bu şekilde kullanırsam aslında. Ama bu şekilde kullanmak istemiyorum. Neden mi?

Çünkü insanlar arası farklılıklar oldukça, ihtiyaçlarımız birbiri ile çatıştıkça, hayattan farklı şeyler istedikçe, kompleksler, kırılganlıklar, arzular, tutkular oldukça çatışma da olacak. Çatışma, en az yemek içmek kadar doğal bir parçası insan olmanın.

Mesela karı koca arasındaki çatışma… Bir taraf daha fazla özgürlük ihtiyacındayken diğerinin daha çok ilgiye ihtiyaç duyması kaynaklı olabilir. Ebeveyn çocuk arasında da aynı şekilde; birinin özgürlük ihtiyacı diğerinin bakım verme ihtiyacı ile çakışabilir. Evet, bakım almak kadar bakım vermek de bir ihtiyaç insanlar için. En azından büyük üstad Adler öyle demiş. Evrimsel psikoloji açısından baktığımızda da; kendimizi sosyal gruplar içinde var ederek evrimleştiğimiz düşünülürse, bakım verme ihtiyacı içinde olanların sosyal olarak daha güçlü olup hayatta kalma olasılığını arttırdığını söyleyebiliriz.

Zaten böyle olmasa kendini feda davranışı bu derece yaygın olmaz ve alkışlanmazdı. İnsanlar olarak kendi ihtiyaçlarımızı başkalarına bakım verebilmek adına ikinci plana atabilme becerisine sahip olmasaydık bugünkü konumumuza erişemezdik. Gerçi bugünkü konumumuz çok mu iyi? Sapiens kitabının yazarı Yuval Noah Harrari’ye göre hayır! ; evrimsel açıdan bir zafer elde etmiş durumdayız doğru, çünkü evrim, başarıyı nüfus olarak artıp artmadığın ile ölçer ama mutlu olunup olunmamasıyla ilgilenmez. Tabii bu bambaşka mecraların bitmek tükenmek bilmeyen binlerce ciltlik tartışma konusu.

Çok dallanıp budaklanmadan kendi konuma döneyim. Çatışma sanatı.

Yani NE KENDİNİ YOK SAY, NE DE BAŞKASINI.

Kendini ya da başkasını yok sayarak çatışmaları çözmek en kestirme yol. Çocuk söz konusu olduğunda da en sık baş vurulan ve ergenlik çağına gelindiğinde de büyük kavgaları tetikleyen yöntem aynı zamanda.

“Güç bende!” bu yüzden gerekirse göz dağı vererek sana kendi istediğimi yaptıracağım! sinyalini verdiğiniz anda karşınızdakinin yaşı ve konumu ne olursa olsun tetikleyeceğiniz duygu öfke ve içerleme olacaktır. Ve bu öfke de er ya da geç bir şekilde size geri dönecektir. Karşınızdaki uysal ve işbirliği yapar görünse de uzun vadede biriken bu öfkesi ya ergenlikte ya da yetişkin olduğu zaman sizinle ilişkisine zarar verecektir. Yani göz dağı ile ilişki kurulan herkes kendini güçlü hissettiği ilk anda aynısını göz dağını veren kişiye yapmaya başlayacaktır. Bir çok danışanım bu sebeple ebeveynlerine karşı dindirmekte güçlük çektikleri bir öfke içinde hisseder kendini.

Çözüm? “Gözdağı veren-alan” döngüsünden kendini çıkarmanın ilk adımı uzlaşma ustası olmak. Kolay bir şey değil. Bir insanın uzlaşabilmesi için öncelikle kendisini iyi tanıması gerekir. Neye izin verebilir neye izin veremez? O gün ve o an için ne kadar adım atabilir, karşısındaki için kendisini kötü hissetmeden verebileceğinin en fazlası nedir? Yani kendisinin ihtiyaçları nedir?

Bunun yanı sıra kendini karşındakinin yerine koyabilme becerisi de gerekecektir. Yani başkalarının ihtiyaçları üzerine düşünebilme, onları anlayabilme.

Sonra da sıra kendini ifade etmeye gelir.

Gerçekte nasıl ve ne kadar yapılabilir bunlar? Değişimin olmazsa olmaz üç aşamasını hayata geçirerek;

1.Antreman
2.Antreman
3.Antreman

Karın kası yapmak istediğinizde ne yapmanız gerekiyorsa zihin, duygu durumu ve davranış değişikliği için de mantık aynı. Prof. Dr. Tamer Damcı hocamın Bir Yol Var isimli kitabında çok keyifli bir giriş yazısı var; hiçbir şey fizik kanunlarından bağımsız değil. En temel fizik kanunu da “her şey bozulur”. Bozulmayı engellemenin ya da yavaşlatmanın yolu da karşı bir kuvvet uygulamaktır. Mesela yıllar içinde kas kuvvetini kaybetmek istemiyorsanız spor yapmalı, zihin sağlığınızı kaybetmek istemiyorsanız da mindfulness çalışmaları yapmalı, yeni deneyimler yaşamalı ve beyninizi zorlayacak yeni uğraşlar edinmelisiniz.

Yeni yıl için faydalı olabilecek bir yazı yazmak istedim. Umarım amacıma ulaşabilmişimdir. İyi seneler dilerim. Sevgiler.