İçimizdeki Hapishane; Sürekli Suçluluk

Çocuk doğar.. Doğduğu andan itibaren çeşitli uyarıcılara maruz kalır. Bazıları olumlu bazıları olumsuz. Ve bebek dediğimiz şey dünyanın en muhtaç yaratığıdır. Doğduğunda gerekli bakımı alamazsa bir gün bile yaşayamaz.

İşte bizi tanımlayan da bu muhtaçlık ilişkisidir. Muhtaç olduğumuz zamanlarda, kendisine muhtaç olduğumuz kişilerin bu bağımlılık ilişkisini nasıl yönettiği kimliğimiz üzerinde etki yapar. Kendisi bir başkasına muhtaç olmayı kabul edilemez olarak gören, her işini kendi halleden bir ebeveyn, doğası gereği muhtaç olan çocukluk durumu ile baş etmekte zorlanacaktır. Çocuğun muhtaçlığını beceriksizlik olarak görecek ya da çocuğu gözünde iyice zavallılaştırıp her işini kendi görerek onu bebekleştirecektir. Yani ya çocuğa karşı çok sert olacak, onu kaldırabileceğinin çok üzerinde bir yük ile bırakacak, ya da acıma duygusu ile kendi yapabileceği sorumlulukları bile vermeyecektir. Genellikle olan, bu iki tutumun karışımıdır.

Yani, kendisi çocukken muhtaç olmanın tadını çıkaramamış bir ebeveyn, kendi çocuğuyla ilişkisinde doğal olarak kafa karışıklığı yaşayacaktır. Ya sürekli suçluluk duyacak ya da tamamen kendi ihtiyaçlarını ön plana alacaktır. tebencillik yaptığını düşünecektir.

Bu suçluluk duygusu da er ya da geç öfkeye dönüşür. Bu öfkenin çocuğa yöneltildiği de olur.

EŞE,İŞE,GEÇMİŞTE BAŞINA GELENLERE YA DA DÜNYANIN, ÜLKENİN DURUMUNA DA…

Ama bu suçluluk duygusu içinde boğulan ebeveynin çocuğu istediği kadar ihtiyaçları karşılanan bir çocuk olsun, bu öfkeyi hisseder. Er ya da geç tepki verir. Ya aşırı sorumluluk sahibi ve çok düzgün bir çocuk olur, yani ailedeki gurur bayrağını taşıyan kahraman olur ve ebeveynin iyi hissetmesini bu şekilde sağlamayı umar, ya da tamamen isyan eder… Bir çok aile bu iki uçta olan kardeşlerle doludur. Herkes merak eder, nasıl oluyor da aynı aileden bir profesör bir de ipsiz sapsız bir kardeş çıkabiliyor diye? İşte bu yüzden… Aslında aynı olaya tepki veriyor iki kardeş de, sadece farklı şekillerde oluyor bu tepki.

Buradan tüm ebeveynlere, ebeveyn adaylarına naçizane bir önerim olacak… Kendiniz için bir şey yaptığınızda suçluluk hissediyorsanız bu alarma geçmeniz için bir işaret olsun.  Çocuklar elbette en kıymetlimiz, ancak bizler de değerliyiz. Kendinizden düşünün; ebeveyniniz kendini sürekli ikinci plana atan biri mi olsun, yoksa kendine iyi bakan, sağlıklı, zevkleri olan, hayatın tadını çıkaran, başkalarının ihtiyaçlarını da düşünen ama sınır çizmeyi bilen biri mi olsun isterdiniz? Çocuğun etrafında pervane olup kendini tüketmek ne çocuğa ne de ebeveyne iyi gelmiyor uzun vadede….

Çözüm? Önce şu suçluluk duygusu ile bir yüzleşmek … Nereden geliyor? Sonraki adım da şu; suçluluk hissede hissede kendiniz için bir şey yapın. Suçluluk duygusu ile savaşmayın.Bırakın gelsin, siz bu duyguyu bir dereyi izler gibi yargılamadan izleyin. Ve her ne yapıyorsanız yapmaya devam edin. Bir bakacaksınız ki bu zor duygu siz onunla savaşmayıp içinde durabildikçe kendiliğinden gelip geçecek. Yani  “mindfulness” … Unutmayın, içinde bulunduğunuz durumu analiz etmek ve sebep sonuç ilişkileri kurmak binanın sadece temelidir. İyi bir temel elbette şart, ancak iş burada bitmiyor. Tarif ettiğim şekilde davranışa da dökülmediği sürece değişim mümkün değil. Kaynaklar için “Kitaplık” isimli bölüme bakabilirsiniz.

Faydalı olmasını dilerim… Sevgiyle kalın….