Teşekkür etmek….

Teşekkür edebileceğin ne kadar çok insan varsa, o kadar zenginsin.

İlhami’ye teşekkür etmek istiyorum.

İlhami ben üniversite’de staj yaparken Selçuk Erdem’e ulaşabilmek için Leman dergisine gittiğimde, alt katta, Leman Kafe’nin kapısında gelenleri karşılayan görevliydi.

Kendimi tanıttım, bir “proje” için Selçuk Erdem ile görüşmek istediğimi söyledim, telefonumu bıraktım. O da Selçuk’a iletmiş sağ olsun, sayesinde bugün dünya tatlısı bir kızımız var.

Bugün Penguen’i son kez ziyaret ettim. Penguen’in ilk gününden itibaren yanımızda olan fuar sorumlumuz İlhami, bugün kapıdan çıkarken beni son kez uğurlayan kişi oldu. Boynuna sarılmak, bunları anlatmak, “en başından beri sen şahitsin” demek istedim. Ama ağlamamı durduramayacağımdan korktum.

Sonra Arzu. Yıllardır Deniz Hanııımmm diye karşılar. Dergiden çıkışını çoktan yapmış ama hala yardıma geliyormuş. Orada tutamadım kendimi tabii bir ağlama krizi yaşadım beş dakika kadar.

Aslında terk edilme şemam olduğu için, dergiye hiç uğramamam, böyle bir kaybı hiç umursamıyormuş gibi yapmam gerekirdi. Ama aldığım terapiler işe yaramış olsa gerek ki dolaplarla bile vedalaştım. Arada bir kaç kutu da kalem aşırdım, Günebakan’da bitmişti. Gülsüm’ün hoşgörüsüne sığınıyorum.

Gülsüm genel müdür. Dergi’ye üç yıl önce geldi. Emeklerini ödemek mümkün değil. Senin vizyonun olmasa kim bilir başımıza ne işler açılmıştı….

Ufuk… ah Ufuk ah… Günebakan’da muhasebeci beni dolandırıp da bir yıllık kazancımı elimden alınca vergi borçlarımı taksitlendirmek için günlerce uğraştın… Sen olmasan ne yapardım. Hiç bir mecburiyetin de yoktu üstelik. Seve seve yaptın, yardım etmek istediğin için sadece… Nasıl müteşekkirim sana. Daha önce söyledim ama bugün keşke bir kez daha yüzüne söyleseydim bunları. Ama o zaman deli gibi ağlardım, seni de üzerdim.

Özer Açar… Bugün seninle de konuşamadım. Ben ağlarken nasıl da zor tuttun kendini, fark etmedim sanma.  Günebakan’ı ilk kurarken çok acil iki koltuğa ihtiyacım olmuştu, koşarak geldin, Selçuk’la birlikte taşıdınız o koltukları.

Ailem oldunuz.

Dergi’nin çizerleri ön planda ama sahne arkasındaki bu ekip de en az çizerler kadar önemli. En az!

Bakın şimdi çok acayip biri daha geldi aklıma. Serdar. Dergi’nin grafikeri. Düğün davetiyemiz onun elinden çıkmıştır. Bundan güzel hediye olabilir mi acaba bir çifte?

On beş yılda belki yüze yakın kişi geldi geçti dergiden. Çok küçük bir kısım hariç ben hepsini çok sevdim. Derginin ilk yıllarında henüz Uykusuz ekibi ayrılmadan önce bir ara çalıştım mesela Penguen’de söyleşileri falan organize ettim. Yiğit Özgür, Ersin Karabulut arkadaşım oldu. Ne kadar zeki ve düzgün adamlardır, keşke tanıma şansınız olsa.

Kim bilir burada daha aklıma gelmeyen kimler, neler var…

Hayatımın en zor vedasını yaptım bugün.

Psikologlar da ağlar… 🙂

Zaman ayırıp okudunuz. Müteşşekirim. Sevgiyle kalın.

penguenson