Öyle Olmadığını “Biliyorum” ama “Hissedemiyorum”

  • Değersiz olmadığımı biliyorum, ancak hissedemiyorum…
  • Uçağın en güvenli ulaşım aracı olduğunu biliyorum ama yine de çok korkuyorum…
  • Herkesin birden beni sevemeyeceğini biliyorum ama yine de herkesi ikna etmeye çalışıyorum

Bilmek ama hissedememek… Yani muhakeme eden yan devreye girdiğinde, sağduyulu yan devreye girdiğinde gerçekçi olanın ne olduğunun adının konduğu ama iş değişime gelince tıkanıldığı noktalar.

Çocukluk yaşantıları yıllar içinde birikip beynimizdeki çeşitli duygu sistemlerini etkiler. Travma geçiren,ihmal edilen, terk edilen çocukların beyinlerindeki korku merkezi istikrarlı bir evde büyüyenlere kıyasla farklı işler. Çevremizle olan etkileşimimiz beynimizin yapısını olumlu ya da olumsuz olarak etkiler.

Sonra yıllar geçer. Yetişkin olduğunuzda artık çok farklı bir ortamınız olsa da beyin çocukluktan gelen beyindir. Artık yalnız olmasan da, korkulacak bir şey olmasa da, sevilip sayılsan ve özen gösterilsen de o beyin buna bir türlü inanamaz.

Beyin tutarlılık ilkesi üzerinden işler. Beyin, her şeyi zıttıyla anlamlandırır. Zıttı olmayan şey anlamsızdır. Yalom’un yaklaşımı bu sebeple çok çarpıcı gelir bana; “Yaşam, ölüm gerçeğini kabullendiğin zaman anlamlı hale gelir.” der. Çok derin, hazmedilmesi zaman alan bir yaklaşım.

Yine de aynı yere bağlanabilir “Ölüm gerçeğini biliyorum ama yine de zamanımın kısıtlı olduğunu bile bile çok küçük şeylere kafamı takıp günlerimi gecelerimi ziyan edebiliyorum”…

Değişim? Çözüm?

Araştırmalar der ki insan ilişkilerinin kuvvetlenmesi danışanın değişiminde çok kilit bir nokta oynar. “Inter-personal skills training” (insan ilişkileri beceri eğitimi) kognitif davranış terapisinde çok önemli bir araçtır. Danışanın sosyal çevresinin destekleyici ve besleyici olması terapiden alınan faydayı katlar. Bazı insanlar için yemek içmek kadar basit olan “sağlıklı çatışma”, bazı insanlar için dehşet veren fobidir. Çünkü büyürken bunu öğreten olmamıştır. Beyni ona “çatışma demek ilişkinin bozulması demek, yalnız kalmak demek” der. Sorsanız “öyle olmadığını biliyorum” diyecektir ama iş uygulamaya gelince her şeyi içinde biriktirir. Zamanla da strese bağlı kronik hastalıklar kendini gösterebilir.

Çözüm? Benim için cesaretlendirici bir terapist idi.

Doğrusunu isterseniz yazıyı “terapiye gidin” diye bitirmek istemiyorum. Çünkü benim de yanlış anlaşılma gibi bir “fobim” var. Gerçekte aslında en iyi çözümün bu olduğuna inanmam, ve kendi hayatımda da bunu uygulamama rağmen “reklam için yazı yazmışsın” deme ihtimali olanların ağzına laf vermemek için bunu yapmaya çekiniyorum. Umursamamam gerektiğini biliyorum, ama hissedemiyorum 🙂

Çünkü bazen beynimiz gerek doğuştan getirdiğimiz yapımız, gerekse çevre etkenleri dolayısıyla öyle bir hale ki ancak bu kadar değişebilir. Şema Terapinin kurucusu J. Young, “Şemalar (yani çocukluk yaşantıları dolayısıyla oluşan işlevsel olmayan inançlar,düşünceler,davranışlar vb) hiç bir zaman tamamen yüzde yüz ortadan kalkmaz” der. Ama zaten böyle bir yüzde yüzlüğe gerek de yoktur.

Her şeyi “tamamen” aşmaman  doyum aldığın, mükemmel olmasa da dibine kadar tadını çıkarabildiğin bir hayatın olamaz anlamına gelmez…. Bu demek değildir ki arada bir düşsen de kalkıp aynen devam edemezsin. Bu demek değildir ki bir gün her şeyle tek başına mükemmel şekilde baş edebilecek duruma gelmelisin. Bu demek değildir ki “düzelmelisin”.

Biz insanız. Tamir edilecek bir makine değil.

Yazmak benim için terapötik etkisi olan bir şey… Paylaşmak da öyle. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım zamanınıza değmiştir.

Sevgiler…